Güne başlarken birçoğumuz kahve, çay ve enerji içeceği gibi kafeinli ürünler tüketiyoruz. Kafeinin verdiği enerji sayesinde güne daha zinde ve mutlu başlıyoruz. ‘benim günüm kahve içtikten sonra başlıyor, kahve yoksa iş de yok, başım ağrıyor çünkü kahve içmedim, uykum geliyor acil kahve içmem gerek. Kahve içmeden açılamıyorum’ gibi sözleri çevremizde sık sık duyarız. Belki de bu ifadeleri dile getirenlerden biri de biziz.. Sabah uyanma kahvesi, öğlen okulda, iş yerinde bir keyif kahvesi ve ardından akşam yemekten sonra yorgunluk kahvesi.. .

📌Eğer siz de sık sık kafein ihtiyacı duyuyor ve kafeinsiz güne başlayamıyorsanız bu kısma dikkat etmeniz önemli çünkü kahvenin ve diğer pek çok kafeinli içeceğin olumlu psikolojik etkileri olduğu kadar olumsuz etkilerinin olduğu da söyleyebiliriz; Peki ruh halimizi iyileştiren ve bize yüksek enerji veren kahveyi içerken nelere dikkat etmeliyiz ? .

📌Kafeinin fazla tüketimi ne gibi sorunlara yol açar? “Kafein, dopamin (mutluluk hormonu), asetilkolin gibi beyin kimyasallarının etkisini artırarak enerji verici etkisini gösterir. Bunun yanında sakinleşmemizi sağlayan GABA reseptörlerinin etkisini de azaltır. Yapılan bir araştırmaya göre düşük GABA seviyesi anksiyete ve panik atağa yol açabiliyor.” Bu sebeple panik atak ve depresyon hastalarına kahve ve çay içmemeleri öneriliyor.

📌Ayrıca öğleden sonra ve akşam saatlerinde tüketilen kafein, uyku düzenini de olumsuz etkileyebiliyor. Dinlenmenin gerçekleştiği derin uyku ve REM fazını olumsuz etkileyerek ertesi gün kendimizi yorgun ve huzursuz hissetmemize neden olabiliyor.

Araştırmalar gösteriyor ki, kahveyi içtikten on saat sonra bile kahvedeki kafein miktarının üçte birinden fazlası hala vücut sistemimizde kalıyor. Haliyle gün içerisinde çok sık kahve tüketirsek, kafeinin bir miktarı uyku saatimiz geldiğinde hala bünyemizde oluyor ve bu durum uykusuz bir geceye davet çıkararak,süreklilik halinde ise ciddi uyku sorunlarına ve uyku bozukluklarına neden olabiliyor.

📌Aşırı kafein tüketimi ve sabah aç karna tüketilen kahvenin kişide stres,gerginlik,titreme,çarpıntı gibi hem fizyolojik hem de psikolojik pek çok yan etkiyi ortaya çıkarıyor. Tüketilen kafein miktarının fazla olması kişide kaygı bozukluğu ve depresyon riskini arttırıyor.

Çok sık kahve tüketerek kafein bağımlısı olma riskini de taşıyoruz. Sık tükettiğimiz çay ve kahveden sonra vücutta bloklanan adenosin reseptörlerine karşılık, vücut daha fazla adenosin üretiyor. Ve sonunda uyku getiren adenosin reseptörlerini bloklamak için daha çok kahveye ihtiyaç duyuyoruz. Kısacası uykumuz daha çok geliyor ve uyumamak için, daha dinç daha enerjik olmak ve uzun saatler ayakta kalabilmek için her defasında daha fazla kafein tüketme eğiliminde oluyoruz.

Kafeinden uzak  kaldığımız ve azaltmak istediğimiz zamanlarda ise ‘Kafein çekilmesi (withdrawal)adıyla bilinen ve baş ağrısı, yorgunluk, konsantrasyonda azalma, mide ve eklemlerde ağrı gibi yoksunluk belirtileri ortaya çıkıyor. Kulağa pek hoş gelmiyor değil mi?. Yoksunluk semptomları en aza indirmek için ise kafeini birden değil de aşamalı olarak yavaş yavaş azaltarak bırakmak doğru bir yaklaşım olabilir. Kafeini azaltırken yaşanılan tüm bu semptomlar zamanla ortadan kaybolacaktır.

📌 Kahveyi bırakmak istemeyenler için ise günlük kafein miktarını 300 mg( yaklaşık 3-4 fincan) ile sınırlandırmak ve aç karına kafeinli ürünler tüketmemek hem fizyolojik hem de psikolojik olarak olumsuz etkilerden korunmamız için önemlidir.

Uzman Klinik Psikolog İrem Balandı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.